Kurumsal Koçluk

Kurumsal Koçluk, Kurumların potansiyellerini ve dinamikleri içerisinde var olan kaynaklarını ve geliştirilecek yönlerini tehditleri ve zayıf yönleri ile birlikte değerlendirme yolculuğudur.

Değişim ve Dönüşüm gelişimle başlar, kişilerin değerler dizisini gözden geçirmesi, farklı perspektiflerden bakması ve kurumsal gereksinimler doğrultusunda yapılandırması ve güncellenmesi başarı ve iş adaletini getirir.

Hiyerarşik yapı içerisindeki birimler arası iletişim kurumun dış sesindeki tek sesi oluşturarak, ortak zihin ortak hedef haline gelir.

Kurumların ihtiyaç analizi ve mevcut durum analizlerini yapan biri olarak, kurumlarda kişilerin en çok ihtiyacı olanın maddesel bir talepten çok değerli olduğunu, hissetmek olduğunu gördüm.

Kendinizi ne olsa değerli hissedersiniz diye sorduğumda;

Orda olduğumu hissettirecek, belki özel bir günümde küçük bir pasta, başardığım bir projede küçük bir ödül, ya da sadece gülümseyen bir yüzle “günaydın” gibi cevaplar oldu.

Bu sorulara devam ettiğimde firma ve kurumlarda adil iş bölümü, buna göre hazırlanan organizasyon şemaları, tebliğ edilen iş tanımları ile birlikte kurum için o kişinin ne ifade ettiğini fark etmek ya da fark ettirmek gelişim için atılan ilk adımlardandı.

Kurumların değerleri ile çalışanların değerleri ile ilgili yapılan çalışmalarım da yazılan çizilen çalışmaların uygulama kısmının eksikliği ve ortalamanın alınmadığı görülmüştür.

Kurumların da bir kişiliği vardır. Kişiler gibi onlara ait geçmiş başarılar, elde edilen potansiyel ve verimliliğin paydalarını tekrarlayarak yeni hedef ve başarı çalışmaları yapılmalı, çözüm odaklı bir yaklaşımla yaklaşılmalıdır.

Teknoloji çağının içerisinde insan gücü ve duygusunun varlığını yok saymadan elde edilecek sermayeden çok bu sermaye için ihtiyaç ve eğitim analizinin yapılması, kurumların en çok şikâyeti olan aidiyet duygusunu güçlendirecektir.

Kurumsal koçlukta koç, koçluk yöntem ve teknikleri kullanarak, süreçte kurumlara yol arkadaşlığı yapar.

En önemli teknikleri güçlü sorularıdır.

Yeni ürünler, hizmetler ya da iş modelleri için fikir üretmek zordur. Economist dergisinde yayınlanan bir araştırma, şirketlerin neredeyse yüzde 60’nın yeterli yeni fikir üretmekte zorlandığını gösteriyor. Yeni fikir üretmenin başlangıcında sorunlardan kaçınmak istiyorsanız. Koçluk güçlü sorularından faydalanabilirsiniz.

Ne zaman?

Kim?

Ne?

Nasıl?

Bunun için ihtiyacınız olan ne?

Olursa ne olur? Olmazsa ne olur?

“Suyu en son balık keşfeder” anonim deyişiyle yazımı tamamlayarak, var olmayan bir gelecek icat etmek için, insanların bugün ne yaptığını gerçekten anlamalı ve onu tamamen yeniden hayat etmelerinin olanağı sunulmalıdır. Sözleriyle bitirmek istiyorum.

 

Sevgiyle Kalın.

Şengül DEMİR
Kurumsal Danışman
Meslek Belgeli Koç
Eğitmen

Kahkaha Yogası Kişisel Gelişim Tekniğidir

Yaptığımız ne iş olursa olsun hepimizin şöyle bir derin nefes alıp zihnimizi kendimizi yenilememiz gerekiyor…Ben bunu Kahkaha Yogasında buldum…Kahkaha yogası kişisel gelişim tekniğidir.. sürekli yapıldığında hem nefes hem de kendi yaşam kontrolünü sağlar… Amacım yaygınlaştırmak… çünkü kısa bir süre içerisinde bir sürü kişiye dokunuyor… yaygınlaşan kahkahanın ve doğru nefeslerin sihri herkesi şifalandırıyor..Yaşam zorluklar çözümler bekleyen konularla dolu bununla beraber zorlukları ikinci plana alacak alternatifleri görmemizi sağlayacak çözümleri görmek ve üretmek için esnemek gerekiyor… Bunu nasıl yaptığınız önemli değil yaşamınızdaki konuları da önemsiz yapmayacak ama bizim “ben”, “kendilik değeri” duygularımızın önüne geçmeyecek…Umutlar yeşerecek ve derin nefeslerle hissederek keyif alarak odaklanacağız yeni yollara…
BEN olmak dediğimiz şey duyarsızlık bencillik olarak algılanmasın.Etrafımızdaki herkes herşey çok önemli herkonu bizim için çok değerli…Duygularımızı baskılamaktan çok onlara sahip çıkıp tanımaya çalışmak aslında..
Öfkelendim, Kıskandım, İnat ettim..
Çocukların duygularını ifade etmesi çok doğaldır. Büyüdükçe duygular gizlenir yerine başkalarının duyguları ile tanımlar yer alır…
Mesela benzin ışığınız durmadan yanarken yanlışlıkla çevreyolunu saptığınızda ya kaygıyı yanınıza alırsınız ya da derin nefeslerle kahkaha yogasını. Tercihler bize aittir… Ben şanslıyım çünķü yanımda Kahkaha yogası üstadı Eser Mutlu vardı…
Böylelikle levhalar konusunda algım açık yola keyifle ve yeni projelerle devam edip anın tadına çıkarabilirabilme zevkine vardım.
Sevgiyle hoşgörüyle derinnn bir nefesle kalın.

ŞENGÜL DEMİR
Meslek Belgeli Koç – Aile Danışmanı – Eğitim Uzmanı

 

Varoluşsal Boşluk Duygusu

Koçluk çalışmalarımda en çok çalıştığımız duygu, boşluk duygusu… Seans sırasında hissettiğiniz duygu nedir? diye sorduğumda büyük bir boşluk duygusu içindeyim şeklinde cevaplar alıyorum..

Nedir bu boşluk zaman zaman tanımlayamadığımız?

Yaşamında anlamlı bulduğu birtakım uğraşları olmayan, bunun sonucunda da genel bir ifadeyle varoluşunu yaşamayan insanların boşluk duygusunu yaşadığını gördüm. Varoluşsal boşluk “kendini can sıkıntısı, mutsuzluk, değersizlik” olarak dışa vuruyor. Burada söz konusu olan can sıkıntısı, tatsız yaşantılar karşısında canımızın sıkılması değil, ne yapmak istediğimizi bilmediğimizde, hedeflerimiz için ihtiyacımızın envanteri için adım atamadığımızda duyduğumuz can sıkıntısıdır.

Hayatımızı anlamlı bulmak yerine, yaşamdan soyutlanmış tek bir şeyi anlamlı bularak tek bir amaç edindiğimizde, bu amaca ulaşınca boşluk duygusuna kapılabiliriz. Örneğin tek amaçları üniversitede belirli bir bölüme girmek olan bu süreçte de sadece ders çalışmaya odaklanan gençler “peki şimdi ne olacak?” şeklinde dile getirdikleri bir boşluk içine düşebilmektedirler. Bu gençlerin sorunları, yaşamı tümüyle kucaklamak yerine, bir tek şeyi kucaklamaktır.

Yaşımız ne olursa olsun, yaşamdaki yalnızca bir şeyi, özellikle yaşamın tümünden soyutlanarak sadece onu anlamlı kıldığımız da elde ettiğimiz de kendimizi amaçsız ve boşluk içinde hissedebiliriz.

Zaman içerisinde hemen her insan varoluşsal boşluk içine düşebilir. Kendilerini yalnızca işini yapmaya adamış emekli olan ve artık dinlenme vakti diyen kişiler… Bir süre sonra dinlenmenin aslında bir üretimden sonra gerçekleşebileceğini düşünerek, kendilerini değersiz ve mutsuz hissedebiliyorlar. Bu kapsamda beklenti ve isteklerimizi kendimizi tanıyarak yenilikler ekleyerek devam ettiğimiz de boşluklar dolarak devam ediyor…

Duygularımızı tanımlama becerisini öğrenip ne hissettiğimizi keşfettiğimiz de bu duygularla baş edebilme becerilerini de geliştirmeye başlıyoruz, mental olarak düşünülen çağımızda düşünce ve amaçlardan bahsedilir, duygular göz ardı edilir, Duygu ve düşünce birbiriyle bağlantılıdır ve uyum içinde olması gerekmektedir.

Gün içerisinde duygularımızı isteklerimizi gözden geçirmek için zaman ayıralım, sarılalım kendimize hedeflerimize amaçlarımıza, koskocaman bir bağ kuralım varoluşumuza ve yaşamımıza hedeflerimize, yapmamız gereken adım atarak doğru ve istekle yürümektir. Bu yürüyüş yarına ulaşma yürüyüşüdür.

“Bütün iyi kitapların sonunda
bütün gündüzlerin,
bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen
soluğu sende olan,
yeni bir başlangıç vardır…”
Edip Cansever

Yeni başlangıçlarla ve umut dolu günler sevgili dostlar…

 

ŞENGÜL DEMİR
Profesyonel Koç – Aile Danışmanı – Eğitim Uzmanı

Tazelenmek Yenilenmek İçin Spor

İstanbul’da yaptığım etkinlikler de tanıştığım enerjisiyle yaşama bakışıyla ve donanımlarına rağmen “evet ben nerde mutluyum ne yapma istiyorum” diyerek yoluna devam eden Sincap Hoca’yla tanıştım sohbet birden roportarja dönüştü bu ay sizlerle Sincap Hoca’yla beraberiz…

Sincap hoca merhabalar sizi tanıyabilir miyiz?

Merhabalar, ben Emine Yeşim Aydın, nam-ı diğer Sincap Hoca..

“Sincap” lakabının kaynağı lisanslı bir patika/orman koşucusu olmam. Aynı zamanda Pilates eğitmeni ve kişisel antrenörüm. Sosyoloji ve sanat tasarım eğitimleri almama rağmen, bu meslekleri icra etmek yerine çocukluk hayalimin peşine düştüm; yani koşucu olmak istiyordum hala koşuyorum, eğlenmek istiyordum ve öğrencilerimle derslerimde hayatımın en eğlenceli vaktini geçiriyorum. Ofis hayatının bana uygun olmadığını önemli kurumlarda üstelik yüksek maaşla girdiğim işlerde anladım. Neticede ruhumun yaşlanmasını kabul etmemem gerektiğini, bunun hiçbir maddi bedelle kabul etmeyeceğimi anladım. O yüzden aldığım bütün eğitimleri kendi işinde kullanan ‘kompakt’ bir hoca oldum. Sosyal medya yönetimi, grafik, PR ve kurumsal iletişim, muhasebelendirilmesi dahil sağlıkla yaşam ürünlerinin satış ve pazarlaması halen yaptığım işler. Buna ek olarak başka kurumların sosyal medya ve grafiklerini de hobi gibi “freelance” yapmaktayım

Sporla nasıl tanıştınız?

4 yaşındaydım tanıştığımda. Fransa’da kayak okuluna başladım o sene – Ecole de ski Val d’Isere’de. Aynı dönemde Galatasaray kulübünde yüzmeye yazdırılmıştım. Sonra Enka’da yaz okuluna gitmeye başladım ve tenis, atletizm ve yüzmede ilerlemem böyle oldu.

Devamı hızla geldi. Lise bitene kadar bu sporlara hiç ara vermedim. Bunların yanı sıra satranç ilgim hiç dinmedi. Cuma günleri kürsüye çıkartılıp okul müdürüm tarafından alkışlansam da umurumda olan şey alkış değildi; sadece mutlu olduğum için spor yapıyordum, başarı bunun sonucu oluyordu.

İtalya’da tenis kupaları koşu ve yüzmede çeşitli madalyalarım oldu. Kayak okulunu tüm yıldızları tamamlayarak bitirdim ve “extrem” kaymaya devam ettim.

Bunlara üniversitede fitness eklendi. Bir süre sonra da zaten eğitim sertifikaları almaya başlamış buldum kendimi.

Sporla tanıştıktan sonra yaşamınızda neler değişti?

Sporla tanışınca hayatım değişmedi, hayatım oluştu tam anlamıyla. Küçüklüğümden beri sabah erken kalkan ve antrenman yapan biri olduğum için bu özellik hiç değişmedi mesela. Zaman içinde spor bana karakterimin ve kararlarımın ana hatlarını anlamamda ve ne yönde ilerleyeceğimi belirlememde yol gösterdi diyebiliriz.

Mesela biraz hiper aktif, fazla enerjik ve neşeli olmam bireyci mücadelelerin gerginleştirdiği tenis ve yüzmeden (kendi zirvelerime ulaştıktan sonra) çekilmeye yönlendirdi. Kayak koşu ve fitness ise yerlerini korudu çünkü başkalarıyla iletişimi barındırıyorlar; bireysel olmalarına rağmen ortak amaç felsefesinde dayanışma çok net gösteriyorlardı. Pistte düşen birini görürsem hızım ne olursa olsun hep dururum. Aynı şekilde, maratonlarda yorulan birini motive etmek için hız keserek, onun temposuna inerek, koşuyu bitirmesini sağlamamda da vardır. Keza fitness danışma üzerine kuruludur ve grup dersleri dünyanın en eğlenceli aktivitesidir.

Ama en önemlisi spor beni ticaret zihniyetinden korudu. Sporcu olmak, takım ruhu, yardımlaşma ve insan ilişkilerini temel alır; ilişkileri kazanç üzerinden bakmayı engeller. Bu sebepten “içinizde bir çocuk” olduğunu kabul ediyorsanız, o çocuğun yaşamasını sağlayan yegane şey spordur! Çünkü düşünün ki “oyunlar hiç bitmez” ve oyun arkadaşlarınızı kaybetmek istemezsiniz.

Bu kadar donanımlısınız Buna rağmen sevdiğiniz işi yapıyorsunuz. Bu konuyla ilgili neler söylemek istersiniz?

Kendime verdiğim sözü tutuyorum. Ancak tabii ki ailemin bana öngördüğü idealleri de gerçekleştirmeden geçmedim diyebiliriz. Profesör bir baba, üst düzey yönetici bir anne, gazeteci/yazar bir dede olunca, genler devreye giriyor. İtalyan lisesi, Koç Üniversitesi ve Yeditepe üniversitesinde eğitimlerim aile genetiğiyle uyumlu oldu ama unutulan bir gen vardı ki o anneannemdi; kendisi cumhuriyet koşucularındandı gençliğinde. O dönem ender spor yapan kadınlarından; öldüğü güne dek de benimle koştu çocukluğumda.

Çok para kazanabilirim iç mimarlıktan; ama tasarımcı kimliğimi yitiririm ve ruhumdaki ışık söner. Ya da akademik bir kariyerde çok ünlü olabilir, makaleler ve kitaplar yazabilirim ama kalemden daha fazlası lazım kendimi ifade edebilmem için.

O yüzden ben erken yaşta anlamıştım mutlu olmanın en mühim nokta olduğunu. Mutluysanız yaptığınız işte zaten gerisi gelir.

Özellikle sizleri kadınlarla ilgili sosyal projeker de takip ediyorum. Bu konuda neler yapıyorsunuz?

Evet kadınlar ve özellikle ev hanımları anneler benim odak noktam oldu. Onların daha aktif ve özgüvenli olmaları, daha özgür olmaları ve özgür hissetmeleri için çözümü sportif faaliyetler ve egzersizlerde buldum açıkçası, bir sosyolog olarak. Bu sadece bedensel memnuniyetlerini sağlamak değil, aynı zamanda iletişimle ve destekle güçlenmeleri demekti bence.

Amerika’dan aldığım sistemleri ülkeye getirdim en başta, anne bebek dansı, anne bebek egzersizleri, hatta bebek arabasıyla antrenman nasıl yapılır gibi, sporu günlük hayata entegre edebilecekleri önerilerle geldim. Bunu Türkiye’de birçok ilde ücretsiz workshoplar düzenleyerek yaptım. Facebook’ta hemen her kadın ve anne grubuna üye olarak her sabah düzenli yazılar görseller paylaşıp, onlara doğru bilgiyi yüksek motivasyonla aktarmaya devam ediyorum.

Ama sadece kadınlar değil, engelliler de benim çok ciddi hassas noktamdır ve engel tabir edilen şeyin esasında kendini sağlıklı zanneden insanlarda bulunduğunu kanıtlamaya çalışıyorum. Zaten maratonlarda da koşamayanlar için koşuyorum yıllardır. Şimdi de TOFD için gönüllü eğitmen olarak elimden geldiğince projeler üretmeye çalışıyorum.

Spor ve yaşam ikilisi ile ilgili neler söylemek istersiniz?

“Şehrin spor hayatı”, bu konudaki verdiğim seminerlerden bir tanesiydi. Oradan bir örnekleme çıkartayım;

Sporu kalıplaştırıp hatta yabancılaştırıp bir sürü bahaneye sığınmaya meyilli insanların aktif yaşama geri kazanımı için uğraşmaktayım son 6 yıldır. Ve kilit cümlem genelde “bedeni durdurursanız ruhunuz zindana hapsolmuş olur; o yüzden yaşlanırsınız ve o yüzden hastalanırsınız”.

Meslek cinsiyet ırk din dil ne olursa olsun, bütün çocuklar oyun oynar ya; işte o çocuk ve o oyun mantığını korumamız gerekiyor hayatta. Bir yakalama, bir ağaca tırmanma, bir çamurlu suya zıplama lazım sağlık için ve ölene dek bunu hiç unutmamak.

Ancak o zaman yaşlanma korkumuz ve hazin bir yaşlılık sürecimiz olmayacaktır ne ruhen ne bedenen

Her insan spor yapmalı diye düşunerek bu konuda inanılmaz çabalarınızı takip ediyorum.Hala sporla tanışmayanlara neler söylemek istersiniz?

Beni bulsunlar;) Önce onlara sporun zannettikleri gibi bir zorlayıcı şey olmadığını kanıtlayayım; sonra kendileri bırakamayacaklardır ki, bu konuda verebileceğim isimler bile var. Önemli olan sporu kişiye, daha doğrusu kişinin ruhuna ve hedeflerine, ihtiyaçlarına uygun biçimde tanımlamak. Herkes baklava şeklinde karın kası istemez, herkes ince bel peşinde değildir. Kimisi sadece hareket etmeye ihtiyacı olduğunu fark etmeli. Kimileri terapistlere değil parklara gitmesi gerektiğini, kimileri sadece daha rahat hareket edebilmelerinin yöntemini, kimileri sadece kendilerini sevmeyi öğrenmeyi bu sayede başarır…

Maalesef modern dünya kalıplaştırdığı için birçok şeyi, spor da yanlış biliniyor. Bunu değiştirebiliriz. Üstelik bunu 70 yaşında bir teyze için de 7 yaşında kimsesiz bir çocuk için de, 27 yaşında bir alkolik genç veya 47 yaşında sizin orta yaş krizinde sandığınız bir adam için de değiştirebiliriz ve sadece sporla biraz hareket, azıcık kahkaha!

Hayatınızın bu anında bize yer verdiğiniz için çok teşekkürler. Son söz olarak ne eklemek istersiniz?

Halen bir kitap üzerinde çalışıyorum; bir sosyolog spor hocası olursa, ortaya bu çıkıyor anlaşılan. Sağlıklı ve aktif yaşam konusunu biyolojik / antrolopojik bir felsefeyle bağdaştırdım.

Nasıl ki, kök hücre sağlık sektöründe çok ciddi yer edindi ve herşeyin tedavisinin kök hücreyle mümkün olduğu kanıtlandı, aynı mantıkla ben de kitabımda “kök sistem “tabir ettiğim, avcı/toplayıcı toplulukların yaşamlarında geçerli olan, modern dünyada unuttuğumuz özümüz üzerinden yeniden bedensel ruhsal ve zihinsel sağlığa, o meşhur “sağlıklı ve aktif yaşam” kademesine geçebileceğimizi savunuyorum.

Coachteam magazin ekibine, okurlara ve size çok teşekkür ediyorum, her şekilde amacım sporu herkesin hayatına dahil etmek, tazelenmek yenilenmek ve yeniden doğuş gibi spor…

Sağlıkla ve Sevgiyle kalın…

 

ŞENGÜL DEMİR
Profesyonel Koç – Aile Danışmanı – Eğitim Uzmanı

Tomurcuk Olmanın Sevinci

Bu ayki yazımı yazmak için oturduğumda belirlediğim bir konu yoktu, birden aklıma zihin ve bedenimizdeki uyum, bu süreçlerdeki dengeyi konu almak geldi. Koçluk sorularının en alıcı sorusu olan “olursa ne olur? olmazsa ne olur?” sorusuyla devam ettim. İşte bundan sonra dökülmeye başladı kelimeler, Ezberlerimiz, olmak istediklerimiz, çabalarımızdan sonra birden her tarafımızı saran yorgunluğumuz da bu sorulara çok ihtiyaç olduğunu düşündüm, Bir hedef belirlerken harika bir duyguyla başlanır, yolun yarısına gelindiğin de artık zihin ve beden uyum sürecini dengeleyemez… Biz nasıl başladık diye sorup, heyecanlarımızı tekrar yanımıza almalıyız, yorulduğumuz an, hedefe yaklaştığımız andır.

Hedeflerimiz umutlarımızla hayallerimizle başlar, küçücük bir çocukken parkta sallanmaktır hedefimiz…

Büyüdükçe amaçlarımız ve isteklerimiz kuşatır tüm yaşamımızı, tek mutlu olma sebebimiz oluverir birden… Etrafımızda olup bitenler fırsatlarımız akar gider sanki, olmasına odaklandığımız hedefler için artık hayal kurmayız, sadece olması için durmadan çaba sarf ederiz. Keyif kısmı ortadan kalkar, oysa hayal edilen her şey gerçekleşmese bile o andaki duyguyla “mış ” gibi tad verir kişiye…

Kahkaha yogası liderliğinde yaptığım etkinlikler de mutluluk ile sevinç arasındaki farkı hep sorarım, cevap nettir. Mutluluk bir konuya bağlıdır; “mezun olduğumda”, “işe girdiğimde”, “emekli olduğumda”, bunlar gerçekleştiğinde ne kadar sürüyor acaba mutluluğumuz? Yoksa yeni bir neden mi arıyoruz kendimize? Artık ben kendime sevinci arkadaş yaptım, sevinç için hiçbir şeye gerek yok, havanın güneşli olması bile sevinçli kılıyor beni, şu an bu yazıyı bitirdikten sonra mutlu olacağım, ama başlarken sevinçle başladığım için sizlerle olmanın keyfini yaşıyorum…

Mutluluğu aradığın sürece,
Mutlu olacak kadar olgun değilsindir
Ve ulaşacak kadar her istediğine.
Kayıplara yakındığın sürece
Ve hedeflerin varsa durmadan yöneldiğin,
Bilemezsin huzur nedir diye.
Vazgeçersen şayet her arzudan,
Ne hedef, nede istek tanıyıp
Mutluluğu artık adıyla anmıyorsan,
O zaman olup bitenlerin akışına
Dayanamaz yüreğin ve ruhun erişir huzura…
Hermann Hesse

Ne güzel yazmış şair, gülümsemeyle sevgiyle başlayın güne, mutluluk arkasından gelir, tohum olmanın sevincini yaşamadan kocaman çınar olamayız… Sevgiyle ve sevinçle kalın…

ŞENGÜL DEMİR
Profesyonel Koç – Aile Danışmanı – Eğitim Uzmanı

Hatalarımız ve Kendimizle Barışalım

Başarılı hedef odaklı kuruluşların çoğunda daima başarılı ve yararlı insan ilişkileri vardır. Yönetimde başarılı olmak için her şeyden önce yönetimin temel unsuru olan İNSANA İLGİ ve saygı göstermek; insana önce İNSAN olduğu için önem ve değer vermek gereklidir. Bu da hiç kuşkusuz, başarılı ve saygılı insan ilişkileriyle mümkün olabilir.

İnsan yönetiminde ve insan ilişkilerinde başarılı olabilmek için; insanlarla olumlu diyolog kurabilmek, insanlarla anlaşmasını ve uzlaşmasını bilmek ve en önemlisi, insanlar üzerinde etkili olabilmek için, öncelikle insanların doğal yapısındaki genel çelişkileri ve özellikleri iyi bilmek gerekmektedir Öncelikle kendimizi tanıyarak başlayalım işe; kendimizle ve hatalarımızla barışalım…

“Bilge’ye Başarısının sırrını sormuşlar;

Doğru kararlar, demiş…

Herkesten farklı olarak sürekli nasıl doğru kararlar verdiğini sormuşlar;

Deneyim, demiş…

Bu tecrübe denen şeyin sırrı ne? diye sordukların da;

Bilge derin bir iç geçirerek;

Yanlış kararlar demiş…

Yaşamda, herkesin kendisine özgü bir kişiliği, farklı duygusu, amacı, çıkarı, tavrı ve tarzı vardır. Sihirli kural kişileri olduğu gibi kabul etmektir. Kabul her iki tarafa da daha huzurlu ve konforlu bir ortam sağlar.

Spinoza bundan 350 yıl önce “insan için en önemli şey, gene insandır” demiştir.

Sevmek sevilmek takdir edilmek ortak ihtiyacımızdır. Herkes kendisinin önemli ve değerli olduğuna inanır; Bu doğal bir duygudur. Bununla beraber yaşamımızdaki insanlara da önemli oldukları hissini verirsek, saygı görmek, kendiliğinden oluşur.

Yaşama umutla sevgiyle ve kabulle başladığımızda İnsanlara dostça yaklaşırız; samimiyetle kendimizi doğru ifade ettiğimiz de tüm kapılar bize açılır.

Hayattaki en büyük zenginliğimiz dostça yapılan sohbetler, içilen kahveler, anlaşılmak ve kendini anlatabilmek ise; önyargısızca kesintisiz dinleyelim, anlayalım birbirimizi; Gülümsememizi ekleyip, tadını çıkartalım her anın.

İnsanların ortak dili gülümsemedir. Gülümseme insanların gönlüne girmenin ve insanı fethetmenin en güzel yoludur. Çinlilerin güzel bir atasözü vardır; “Gülümsemesini bilmeyen dükkan açmasın” derler.

Gülümseme, “Seni anlıyorum, seni takdir ediyorum ve hatta seni seviyorum” demektir. Gülümseme, tek kelimeyle “sevgi”dir ve “ben seninleyim” demektir. Gülümseme ücretsiz, emeksiz hem kendimizin hem çevremizin beslendiği bir kaynaktır.

Sizleri bol kahkahalarım ve gülümsememle selamlıyorum, hepiniz benim için çok değerlisiniz, önemlisiniz ve sizi çok SEVİYORUM.

 

ŞENGÜL DEMİR
Profesyonel Koç – Aile Danışmanı – Eğitim Uzmanı

Zihnimizin Ezgisine Eşlik Edelim

Bugün yürüyüş yaparken etrafıma baktım, her şey o kadar sistematik bir şekil de işliyordu ki, bizler bu sistemin içinde durmadan görmeden dinlenmeden, tıpkı hareket eden araçlar gibi ulaşmak istediğimiz noktaya doğru devam ediyoruz.

Ağaçlar yollar tüm canlılar inanılmaz bir düzeni ve akışı hatırlatırken, bu akışın içinde kendimi birden ağaç dalındaki yemyeşil bir yaprağa benzettim. Rüzgarları, yağmurları severim, bilirim düşsem de tekrar toprakla birleşip tohum olup kocaman bir çınar olacağımı, oksijenimin insanlar dostluklar bir de kendi hayatıma attığım kahkahalar olduğunu hissettim. Eve geldiğim de biraz kitaplarımla olmak istedim, okuduklarım düşündüklerimi tamamladı, bunları sizlerle paylaşmak istedim.

Maslow’un “İnsan Olmanın Psikoloji” adlı eserinde ortaya koyduğu tespitler bizlerle ilgili çok güzel ipuçları veriyordu. Ona göre her birey bir bölümü kendine özgü, bir bölümü ise kültürün medeniyetin ürünü olan iki yönlü bir içsel doğaya sahiptir. İçsel doğamız kötü değil tersine iyi ya da zararsız olduğundan açığa çıkarılmasının desteklenmesi için çaba gerektiğini belirtiyordu.

İnsanlar yaşanan an için içinde etkileşimde bulunurlar. Ancak hangimiz her an ne kadar kendimizleyiz? Nefes aldığımızı, çevremizdeki doğayı, gerçekte konuştuğumuz insanların gözlerinin rengini ne kadar fark ediyoruz? Zihnimiz hangi boyutta geçmişte mi? Gelecekte mi? Yediğimiz yemeğin dostlarla yaptığımız sohbetlerin tadını hissediyor muyuz?

Kendi benliğimizin farkında olarak yaşamak, bunu hiç olmazsa her gün belli anlarda yapabilmek… Hepimiz kendi hayatımızın merkezin de olup, nelerden hoşlandığımızı, keyiflerimizi, ne istediğimizi ve hedeflerimizi belirleyerek devam edelim yaşama olmayanlarla değil de olanlarla buluşturup bu an’a eşlik edelim, kendi ezgilerimizle…

Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan,
Güneş kucağındadır, bilemezsin.
Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür,
Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın.
Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın.
Uçar gider, koşsan da tutamazsın…
William Shakespeare

Her yazım benim için bir duygu, bugünkü duygum sevinç… Hiç bir sebep olmadan sadece sizlerle aynı satırlar da buluşmak aynı yazıları okumak… Sevgiyle kalın…

 

ŞENGÜL DEMİR
Profesyonel Koç – Aile Danışmanı – Eğitim Uzmanı

Büyük Yaşamlardan Öğretiler…

Yaşam koçları olarak sürdürdüğümüz sosyal sorumluluk projesi kapsamında kapılarını bize sevgiyle açan Sefa Huzurevi’nin Kurucusu Gül ERBEK ile sohbet etme şansına sahip olduk. Bu ay bu sohbeti paylaşmak istiyorum sizlerle…

Bir grup gönüllü yaşam koçu olarak sizinle başladığımız “Huzurevlerinde Koçluk” projesinde koşulsuz şartsız güvenle kapılarınızı açtığınız için öncellikle çok teşekkür ediyoruz. Sizi tanıyabilir miyiz?

Ben uzun yıllar kamuda çalıştıktan sonra, eşimle beraber felçli ve Alzheimer hastası olan kayınpederim için açtık bu kurumu. Uzun yıllar evimizde baktık baktırdık, ancak profesyonel bir bakıma ihtiyacı olduğunu anladık. Türkiye’de huzurevinin olduğunu bakımevlerinin çok az olduğunu gördük, bizim çıkış noktamız da bu oldu. Uzun yıllar kamu kurumunda çalışmış olmamızın deneyimini bu kuruma aktardık. Ailece 12 yıldır bu hizmeti hak ettiği şekilde yapmaya çalışıyoruz.

Fedakârlık ve özveri isteyen bir hizmet veriyorsunuz, yaşamanıza nasıl yansıyor?

Öncelikle ilk açtığımız yıllarda ruhsal anlamda kendi kendime çok sorguladım, yapı olarak yardımsever bir insanımdır. Bu duygularımı kuruma aktardığımda çok yıprandığımı fark ettim. Profesyonelleşmek gerektiğini karar vererek, bu gerekliliğe göre hareket etmeye başladığımda çok daha verimli olmaya başladım. Bu iş duygu isteyen bir iş, duygularınızı katmazsanız, asla başarılı olamazsınız. Çünkü işin özünde insan var, evrak işi yapar gibi bunu yapamazsınız.

Kendiniz de neler keşfettiniz?

Çok şeyler yapabileceğimi gördüm, daha önce niye yapmadığımı ve neler yapabileceğimi sorguladım, imkanlarım çerçevesinde de bunları hayata geçirdim. Ufkumu çok açtı benim, Sadece iş yaşamım da değil özel hayatıma aileme de yardımseverliğim yansıdı.

Ne hissediyorsunuz yardım ettiğiniz de?

Çok mutlu oluyorum, inanılmaz bir manevi duygu inanılmaz bir haz bu hiçbir şeyle ölçülmez, birinin eli gözü dili ayağı beyni olmak, büyük bir keyif veriyor üretken ve yararlı hissediyorum.

Tecrübelerinizin ışığı altında bir sürü anılar biriktirmişsinizdir, paylaşmak ister misiniz?

Nasılsınız kelimesi bile o kadar değerli büyüklerimiz için; Geçmişte bir amcamız vardı, rahmetli oldu. Mehmet amca nasılsın dediğim de o kadar mutlu olurdu ki ben senden ne kadar razıysa, rabbim de senden o kadar razı olsun, derdi, o an yaşadığımız tüm yorgunlukların yerini huzur ve keyif alıyor. Gönül bağı kuruyoruz hepsiyle tek tek kurmazsanız yapamazsınız bu işi…

Bir sürü hayatlar tecrübelerle karşılaştığınız yaşamınızın bu döneminde neler öğrendiniz?

Yaşanmışlığı görüyorsunuz, üzüldüğümüz küçücük konuların anlamsız olduğunu, her olayın geçeceğini sorunlar karşısında daha pozitif olmayı, ölümün kaçınılmaz olduğunu, bu hayatın bizim olduğunu keyifli geçirmenin bizim elimizde olduğunu öğrendim.

Huzurevlerinde olmayan büyüklerimize karşı bizler neler yapmalıyız?

Büyüklerimizin en çok ihtiyacı olan sosyal hayat. Onları sadece evde görev gibi ziyaret etmekten çok, dışarıda yararlı olduklarını hissettirecek faaliyetlere yönlendirmek gerekiyor. Ancak bunu her zaman başarmak çok zor, çünkü gençlerin kendi hayatları ve yoğunlukları olduğundan huzurevleri ve bakımevlerine yönlendirilmek gerekiyor, bu kuruluşlar da hem sosyal hayat hem bakım ve sağlık bölümleri yer almaktadır.

Son söz olarak büyük yaşamlarla berabersiniz neler söylemek istersiniz?

Çalışmayı ve üretmeyi elden bırakmamak gerekiyor, ne iş yaparsak yapalım en iyisini yapalım, olumlu düşünelim, her acının üzüntünün bir sonu var, her şeye rağmen hayat devam ediyor, yaşama sımsıkı sarılmak gerekiyor, o zaman her şey kendiliğinden düzeliyor, aynaya nasıl bakarsanız yaşam size o görüntüyü sunuyor.

Huzurevinizde misafir ettiğiniz sevgili Güzin Hanım’ın söylediği şekliyle; “sevginin tanımı, müstesna özel insan Gül Hanım”, tecrübelerinizi bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederiz.

Ben çok teşekkür ederim, çok keyifli bir sohbetti.

 

ŞENGÜL DEMİR
Profesyonel Koç – Aile Danışmanı – Eğitim Uzmanı

İş Hayatında Duygusal Zeka

“Yaşam”, “Huzur” ve  “Mutluluk” ne dolu sözlerdir ama birden çıkar ağızdan, iddialı ve yaşanmışçasına. Oysa kimine göre huzur bir sınav  sonucu, bir bebek haberi, kazanılan başarı… Belki de  önemli olan huzurun tanımını başkalarının kelimeleri ile ve ezberlenmiş mutluluklar da değil de kendimizde bulmak. Ben kendimi bu konu da çok şanslı hissediyorum çünkü yaşamımın her dönemin de huzur ve mutluluk duygusunu bir arada yaşadım, iş yaşamımda da en çok önem verdiğim huzurlu ve mutlu bir ortamdı.

Bu ayki yazımda iş yaşamı ile ilgili sohbet etmek istiyorum sizlerle; bizler yaşam yolculuğumuza en küçük toplumda yani ailede başlarız. İlk hiyerarşi burada başlar; yapma, gitme, gelme gibi  kurallar, diğer bireylerle yolculuk sırasında nasıl iletişim kuracağımız, aldığımız tüm deneyimlerle birlikte ilkokula başladığımız da kocaman bir dünya bizi bekler. Mücadele, sevilme isteği, değer görme, takdir edilme duyguları yıllar gittikçe hızla artmaya başlar.

Eğitim süreci bitip iş hayatına girdiğimiz de öğrenilenlerle davranır, profesyonel olma adına duygusal zekanın yerini teknik bilgiler alır. Yirmi beş yıllık meslek hayatımda duygusal zekamı kullanmamın iş hayatıma yansıması başarı ve çok sayıda dost  sahibi olmamı sağladı.

İş hayatında hem yönetilir hem yönetiriz, yönetmek dediğimiz tanım da talimatın yerini rica etme, konuşma dilinde de ‘Ben senin yöneticinim’ den çok biz hepimiz biriz beraberiz hedefimiz ve amacımız aynı duygusu verildiğin de  ekip ruhunu ve keyifli bir iş ortamına sahip oluruz.

Her insanın yeteneği, parlayacağı bir alan vardır. Her yönetici de mutlaka yönetilmektedir. Nasıl yönetilmek istiyorsak o şekilde yönettiğimizde,  kişileri yetenekleri ve kişiliklerine uygun bir yerde değerlendirdiğimizde, sadece iş ortamında değil sosyal alanlarda da görme şansımız olduğunda harika bir ekiple çalışmaya başlarsınız.

İş hayatında en fazla yapılan yanlışlardan biri de kişilere verilen tanımlar ve onlara gereğinden fazla yüklenen sorumluluklardır. Bur da yöneticiye düşen kolay olanı yapıp kişileri duyduklarına göre değerlendirmek yerine onlara yeni şanslar vererek kişilerin yapabileceklerini ortaya çıkarmaktır.

Çalışma ortamlarımızın bizim her gün biraz daha yenilendiğimiz yerler olması gerekirken çoğu zaman farkında olmadan egomuzu besleyerek imkansızlıklar arasında çözümü aradığımız yerler olmaktadır. İş yaşamımın ilk yıllarında ben de böyle çıkmazlardaydım, sonradan kendimde ve çevremde bir şeyi fark ettim. ben nasılsam etrafımdaki insanlar da o durumda, o duyguda oluyordu. Başarıya ve hedefe yönelik tüm hayallerimiz gerçekleştiğinde ortak mutluluğu ve heyecanı kutladık beraberce, benim kimseyi yönetmeme gerek kalmadan onlar durumu, olayları yönetiyor bana da onları alkışlamak ve tebrik etmek kalıyordu.

“Deniz sakin olduğu zaman dümeni herkes tutar.” Publilius Syrus

Sakin huzurlu hayallerimiz ve duygularımızla hep beraber sevgi dolu işlerde olmak dileğiyle.

 

ŞENGÜL DEMİR
Profesyonel Koç – Aile Danışmanı – Eğitim Uzmanı

Su Damlası

Analiz edilmeyen duygular başıboş esen fırtınalardı. Analiz edip, fırtınayı anlamak, estiği kaynağı bulmak fırtınayı dindirmenin tek şartıydı…
AEDEN-Azra Kohen

Koçluk yolculuğuna başladığım günlerde bir sözle başladım bu serüvene; ‘Kişileri değiştiremiyorsan onlara verdiğin tanımları değiştir’.

Bu benim için çok sihirli ve anlamlı bir sözdü…

Yaşamımdaki değerlerimi ve etrafımdaki insanlara yüklediğim tanımları çıkarttım. Onların yaşamdan beklentilerini de gözlemleyerek anlamaya çalıştım kendimi ve benim dediğim her şeyi ve herkesi..

Olaylar karşısında yaşadığım krizlerde beslendiğim noktaları ve kolayca kaçmak için sığındığım karanlık bölgelerimi bulduğumda, kendimle tanıştım, merhaba diyerek değişimimin kapılarını açmaya başladım.

Kelimelerimi değiştirerek devam ettim yolculuğuma, hatalarım dediğim akışlarıma tecrübe diyerek, geçmişime tebessümle bakmayı öğrendim. Aydınlandı geleceğim ve tüm algılarım…

Planlı ve disiplinli çalışmayı hep severdim, bununla beraber tatsız sürprizleri hiç hesaba katmazdım, düz bir otobandı hayatım, gideceğim hedefimi unutmadan önüme çıkan virajları da ekledim bu serüvene, yeni çiçekler ekmek ara ara da nefes almak için…

Programlarımı ciddiye aldığım önemsediğim her konuyu gökyüzünden seyredip, hangileriyle olmak istediğimi test ettim. Dört yanlış bir doğruyu değil, herkesin yanlışının da doğrusunun da kendisine ait olduğunu gördüm.

Herkese sunulan bu hayatta her günün yeni bir başlangıç olduğunu hissederek baktığımda yaşam çarkıma,  potansiyelimi, engellerimi, fırsatlarımı ve en önemlisi de sahip olduğum kaynaklarımı görmek rotamı belirlememi sağladı.

Hayallerle gerçeğin çok yakın bir dost olduğunu,  sadece ekip olup beraber yol almaları için;  adım atmam gerektiğini, merdivenleri hızlıca ve kararlı çıktığımda başarı kapısına ulaştığımı gördüm…

Öğretiler,  hayat akışımda yer alan olaylar ve kişiler bu serüvende benim rehberim oldu, bu düşünce beni her gün biraz daha heyecanlandırdı,  hoşgörümü yaşama bakışımı küçücük bir filizken sevgimle ve inancımla sulayarak kocaman bir çınar haline getirdim.

Bu yolculuğun sonu sonsuzluk, ben bunun içinde küçücük bir su damlasıyım, ancak bu benim isteğim ve tercihim,  mutlu olduğum bir okyanus da olmak istediğim yerdeyim…

Yaşamımdaki tüm rehberlerime bana kattıkları ve katacakları için teşekkürlerimi sunuyorum.

Sevgiyle kalın…

 

ŞENGÜL DEMİR
Profesyonel Koç – Aile Danışmanı – Eğitim Uzmanı